Anasayfaya Dön

Gezegenler Sayfasına Dön



Dünya (Earth)

Evimiz ve yurdumuz olan Dünya, yüzeyinde suyun sıvı olarak bulunabildiği, dayanılabilir gece-gündüz ve mevsimsel ısı farklarına sahip ve bu özellikleri ile hayatın beşiği olan gezegendir. Güneş'ten olan uzaklığı(150 milyon km) Venüs'ün uzaklığının(100 milyon km) 1.5 katıdır. Bu fark aynı zamanda, cennetle cehennem arasındaki fark gibidir.




Yüzeyinin büyük bölümü (4'de 3'ü), evrensel çözücü olarak bilinen bir sıvı, yani su ile kaplıdır... Uzaydan görünüşü, bu nedenle, beyaz lekeleri (bulutları) olan bir mavi bilyeyi andırır. Atmosferinin ortalama yansıtıcılığı oldukça yüksektir: %37; yani üzerine düşen güneş ışıklarının ortalama %37'sini uzaya geri yansıtır. Bu oran, gece gündüz ve mevsimlere göre bazı değişiklikler gösterir.




Sıvı halde su ve atmosferik olaylar yeryüzünü sürekli değiştirir. Dünya'nın bugünkü atmosferi ilk atmosferi değildir. İlk atmosfer, Güneş Sistemi'nin oluşumunda en yaygın gazlar olan hidrojen ve helyum'dan ibaretti. Bunlar Güneş'in ışıması nedeni ile birkaç yüz bin yılda uzaya kaçtılar. ikinci atmosfer Dünya'nın içinden çıktı. Çok daha yoğun olan bu atmosferin karışımı karbondioksit(CO2) ve molekül haldeki azottan (N2) oluşuyordu ve Venüs'ün bugünkü atmosferinin benzeri idi. Bu atmosferin yarısı (bir gazoz şişesinde çözünen CO2 gazı gibi) okyanuslarca yutuldu.




Bu sırada denizlerde hayat dediğimiz karmaşık ve olağanüstü bir süreç başladı, gelişti. Deniz suyundaki CO2 gazı canlılarca kabuk dediğimiz yapılara dönüştürüldü. Okyanuslardaki ve daha sonra karalardaki bitkisel hayat ise havada kalan CO2'i oksijene ve kendisi için gerekli besinlere çevirdi. Bu erkin çevirim, fotosentez olarak bilinir. Böylece, son 1 milyar yıl içinde atmosferdeki CO2 bugünkü düzeylere çekilmiş oldu ve Dünya'nın çok ısınarak suyu sıvı halde tutamaz duruma geçmesi önlenmiş oldu.




Fotosentezle ortaya çıkan ilk oksijen atomları çevrede bulabildikleri bütün malzemeyi (özellikle demiri), mineralleri ve diğer bileşikleri oksitlemede (paslandırmada) ve yeni bileşikler oluşturmada tüketildi. Yeryüzünde oksijenle birleşebilecek bütün malzeme oksitlendikten sonra, geri kalan oksijen, molekül halde atmosferde birikmeye başladı ve bugün nefes aldığımız hava oluştu.




Bugün Dünya'nın sahip olduğu atmosfer deniz yüzeyinde, 1 cm2'ye yaklaşık 1 kg basınç sağlayacak miktardadır. Bu basınç her 5.5 km yükselişte yarıya iner. Dünya atmosferinin %75'i 11 km'nin altındaki yüksekliklerdedir. Troposfer denilen bu bölge, bulut, yağmur, kar, dolu gibi hava olaylarının da oluştuğu kısımdır. Uçaklar genellikle troposferin üst bölümlerinde uçarlar.




Okyanus tabanları ve karalar, Dünya'nın yerkabuğu denilen en dış bölümünü oluşturur. Taş, kaya, toz, toprak, mineral ve bazı madenler, su gibi göreli olarak düşük yoğunluklu manto tabakası üzeride yüzer. Yanardağlar, mağma da denilen manto malzemesinin yüzeye çıktığı noktalardır. Deniz diplerinde manto maddesinin tabana çıkarak yayıldığı ve yeni kabuk maddesi oluşturduğu yerleri iyi bilinmektedir. Mağmanın maddesi yanardağlardan yeryüzüne çıkarak çevreye yayıldığı gibi, okyanus diplerinde yeni taban bölgeleri oluşturur ve kıtaların kaymalarına yardımcı olur.




Depremlerin oluşturduğu sismik dalgaların incelenmesi de yerin iç yapısı hakkında bilgiler getirmiştir. En derinde çoğunluğu demirden oluşan bir katı çekirdek vardır. Sıcaklık, en dıştaki 20C'den merkezde 5000C'ye ulaşmaktadır. En merkezde 1250 km yarıçapında, %80'i demirden bir iç çekirdek vardır. Onun dışında 3500 km yarıçapa kadar gelen erimiş halde demirden bir dış çekirdek bulunur. Daha üstte mağma ve manto ile dış kabuk yer almaktadır. Bu kabuğun, her 500 milyon yılda, atmosferik etkiler, su erezyonu, yanardağlar, depremler gibi nedenlerle, bütünü ile değiştiği hesaplanmaktadır.




Erimiş demir dış çekirdek bölümü, Dünya'nın dönüşü ile güçlü bir manyetik alan oluşturmaktadır. Kuzey kutbu Dünya'nın güney kutbu, güney kutbu ise Dünya'nın kuzey kutbu civarında olan dev bir mıknatıs Düny'amızın içine yerleştirilmiş gibidir. Oluşan manyetik alan, yeryüzünü uzaydan gelen yüklü parçacıklardan ve kozmik ışınlardan korumaktadır.




Güneş Sistemi'nde ekosfer adı verilen, Güneş ışınlarının Dünya'daki yaşam biçimlerine uygun koşullara sahip olan bölgenin tam ortasında bulunur dünyamız. Güneş Sistemi ekosferinin orta yerinde bulunması, kendine özgün bir atmosferin oluşmasına yol açan boyutları ve kütlesi, Dünya'yı öteki gezegenlerden ayıran başlıca özelliktir. Güneş Sistemi içinde yapay koşullar oluşturulmaksızın insanoğlunun yaşayabileceği tek gezegen Dünya'dır.


Güneş sistemi ekosferinde sıcaklık dağılımı ve olası yaşam bölgesi sınırları (yeşil alan) yukarıdaki resimde gösteriliyor.




Dünya'nın tek doğal uydusu olan Ay, bazı yüzey şekillerini çıplak gözle bile seçebileceğimiz kadar yakındır. Dünya uzeklığı 384.000 km'dir. Çapı yerin 4'de 1'i, kütlesi de 80'de 1'i kadardır. Kendi çevresinde 27.3 günde döner; ancak, Ay evrelerinin periodu, 29.5 gündür. Işığın yansıma oranı Merkür kadardır: %7




Ay yüzeyinde farklı özellikleri olan kraterler ve 'deniz' adı verilen düzlükler (latince maria) vardır. Yeryüzünden yapılan teleskop gözlemleri, Ay yüzeyinde, çapları 1 km ile 100 km arasında değişen 30.000 kadar krater olduğunu ortaya koymaktadır. Büyük ve göze çarpan kraterlere önemli filozof, matematikçi ve bilimcilerin isimleri verilmiştir. Bunlar arasında Eflatun (Platon), Kopernik, Gauss, İbni Sina, Tusi, Ömer Hayyam... sayılabilir.




Bilindiği gibi, Ay dönüşü itibariyle, Dünya'ya kilitlenmiş olduğundan, bize hep aynı yüzünü gösterir. Diğer 'karanlık' yüzdeki yüzey oluşumları ilk kez 1959'da o zamanki Sovyetler Birliği bilimcilerince gönderilen Luna 3 adlı uzay aracı ile fotoğraflandılar. Ay'ın arka yüzü yapı olarak az ova('deniz') ve çok daha fazla krater içermektedir. Bunun nedeni Dünya'nın kendine bakan yüze düşebilecek göktaşlarını engellemesi, konumu nedeni ile diğer yüze çarparak olanları arttırması olarak yorumlanmaktadır.




Ay (Gel-Git/Med-Cezir)
Ay, yeryüzündeki deniz çekilmesi/yükselmesi (med-cezir) olaylarının nedenidir.Ay'a bakan taraftaki denizler daha çok Ay yönünde hareket ederek yönlerini değiştirirler. Güneş ve Ay'ın birlikte hareket ettikleri çekilme/yükselme olayları daha etkindir. Bu olaylar, dolunay ve yeniay evrelerinde görülür. İlk ve son dördün evrelerinde Güneş ve Ay birbirine dik konumda olduklarından etkileri birbirini azaltır ve bunlar çekilmenin en az olduğu dönemlerdir. Türkiye'de deniz çekilmesi/yükselmesi olayları dikkatle takip edilirse ancak görülebilirler ve 20 cm'yi geçmezler.




Ay'ın Oluşumu
Günümüzde kabul gören Ay'ın oluşum kuramı ile ilgili bir canlandırma yanda görülmektedir. Bu kurama göre Dünya'nın yüzde 14'ü büyüklüğünde bir astroid saniyede 11.000 km hızla teğetsel olarak Dünya'ya çarparak Ay'ı oluşturacak maddeyi uzaya savurmuş olabilir(resim 1,2,3). Çarpma sonucu uzaya savrulan bu parçacıkların önemli bir kısmının toplandığı Dünya etrafındaki bir yörüngede, sonradan Ay'ı oluşturacak bir nüve belirmiştir(resim 4,5,6,7,8). Ay, bu nüvede oluşmuştur.




Ay'a Gidiş
Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler'le aralarındaki 'soğuk savaş'ın da etkisi ile, insanlı olarak Ay'a gitmeyi öncelikli bir hedef olarak almış ve Apollo Projesi adlı programı başlatmıştır. Program, 1970'ten önce Ay'a insanlı uçuş gerçekleştirme hedefini, 20 Temmuz 1969'da ilk astronot'un Ay'a ayak basması ile gerçekleştirmiştir. Bu seferde, Astronotlar Neil Armstrong, Edwin Aldrin ve Ay yörüngesinde olanları bekleyen Michael Collins görev almışlardır.




Yukarıdaki canlandırmada Ay'a yolculuk ve Ay'a inen Kartal (Eagle) adlı modül görülüyor.

Apollo 11 Uzay Aracı, uçuşuna, 16 Temmuz 1969 sabahı (Türkiye saatleri 15:32'yi gösterirken) Florida'dan başlamış ve bütün Dünya'ya yapılan canlı yayınla yolculuk takip edilmiştir. 20 Temmuz 1969'da Türkiye saaati ile 22:17'de Ay modülü, hesaplanandan 39 saniye gecikme ile, öngörülen bölgenin 6 km uzağına, Sessizlik Denizi'ne indi. Türkiye saati ile 21 Temmuz 04:56'da Armstrong, sonra da Aldrin Ay yüzeyine ayak bastılar. Ay'a inişte bütün dünyada ve bu arada Türkiye'de canlı olarak TV'den izlendi.




Ay'da 21 saat 36 dakika kalan astronotlar Ay'a bir lazer yansıtıcı ve sismometre (deprem-ölçer) yerleştirdiler;30 kg ay taşı topladılar ve yörüngedeki Collins'le buluşmak üzere Ay'dan ayrıldılar. 24 Temmuz günü saat 18:49'da (Türkiye saati ile) Atlas Okyanusu'na indiler.

Yukarıdaki canlandırmada, Ay'dan kalkan ve yörüngedeki astronot Collins'le bluştuktan sonra dünyaya doğru hareket eden kapsülün denize inişi gösterilmektedir.




Ay Taşları
Bu ilk ay yolculuğundan sonra, Ay'a 6 sefer daha yapıldı. Bunlardan Apollo-13, uzay aracındaki bir arıza nedeni ile, astronotların sadece Ay yörüngesinde dönüp geri gelmeleri ile sonuçlandı. Bu yolculuklarda başarı ile Ay'a inen astronot sayısı 12 olup, son yolculuk, Apollo-17 adıyla 11 Aralık 1972'de gerçekleştirildi. Bu sırada toplam 382 kg ay toprağı incelenmek üzere Dünya'ya taşındı. ABD Hükümeti, Ay taşlarından her ülkeye bir örnek vermiştir. Türkiye'ye hediye edilen Ay taşı, Ankara'da Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünün Doğa Tarihi Müzesi'nde sergilenmektedir.




Gezegenler Sayfasına Dön

Anasayfaya Dön